Kitap Yazar

Göçebe bir ruh: Knut Hamsun

handegokce
Yazar: handegokce

Alpay Erdem bir yazısında şöyle diyor; “Durmak büyük bir başarıdır. Gitmek bir zaaftır. Zaaflarına boyun eğenler gezgin olur. Güçlü karakterler hiçbir yere gitmezler…” Güçlü ve başarılıyız(!) ya biz de gitmeyiz hiçbir yere, evdeki kuşlu bibloyu ölesiye benimser, bir yere gidecek olsak eve kaçıp gelme derdine düşeriz.

Bir aylık ömrü kaldığı söylenen bir delikanlı 93 yaşına kadar yaşıyor. Modern bir göçebe olarak hayatını kazanmaya çalışan genç; yazarlık, katiplik,çiftçilik,tezgahtarlık yapıyor,aç kalıyor ama yazmadan duramıyor. Açlık,Pan, Göçebe…   Açlık ve sefaletle geçen yılların meyveleri olan kitaplarıyla Nobel Ödüllü yazar Knut Hamsun.  Vonnegut gibi bir çok yazara ilham kaynağı olan, hayatı açlık ve sefaletle geçmiş  Norveçli yazar dünyanın sayılı romancılarından. Asıl adı Knud Pedersen olan Knut Hamsun, bir inziva adamıydı. Zor geçen hayatı onu bir çeşit yanlızlığa sürüklemişti. Ancak yaşamının zorlu yılları onu büyük eserler vermekten alıkoymadı aksine kitaplarına zemin oluşturdu.

Knut Hamsun

Göçebe adlı romanı ilk okuduğum zaman ortaokuldaydım. Beni uykuya kolay götüren bir kitap olduğu için yatarken okurdum. Yıllar sonra şimdi de çok farklı duygularla okuyorum kitabı. Üniversite’de ‘ gezen mi, okuyan mı çok bilir?’ münazarasında okuyan tarafına katılmıştım. Şu an anlıyorum ki iki taraf da saçma. Elimde bir ‘Göçebe’ ve ben onun gezilerini okuyarak ormandaki bir kulübede asılı bir ceketin reçine koktuğunu düşlüyorum. Ama benim aksime Hamsun hem yaşıyor hem okuyor doğanın harflerini. Ormanda nasıl yön bulunur,kar yağmadan önce hava nasıldır hep o biliyor. Ben de bunları okurken heves ediyorum ona şehirli cahilliğimle. Eşimle yılda bir hafta yapacağımız tatil için ‘doğaya kaçış’ planları yapıyoruz. Sonra ormandaki onca kuşun arasında, ben yine gözüm gibi baktığım evdeki Çin malı kuşlu bibloyu özlerim. Çünkü o bibloyu almak için çalıştım, para verdim,odamı süsledim onunla. Şimdi ben ona değil o bana sahip. Ben o evin kölesiyim artık. ‘Ancak her şeyi kaybettiğinde özgür kalırsın ‘ diye bağırıyor kafamın içinde bir sahne. Ben ormanda lüks akşam yemeğimin yanında şarabımı yudumlarken Hamsun, Kopenhag’da bir çatı katında açlıktan iki büklüm Açlık’ı yazıyor.

Knut Hamsun

Gidiyor Hamsun şehir şehir, ülke ülke. Hatta İstanbul’a bile uğruyor. Benim yapamadığımı yapıyor. Ben de ona özenip apartman dairemde hiç görmediğim bir tilkiyi resmetmeye çalışıyorum. Bir kitap yazayım diyorum şöyle kırsala dair… Haha! Göçebe fısıldıyor kulağıma :

Ama işte şimdi yanıldın! Senin anlamadığın bir yaşamak bu! Yerin yurdun şehirde senin, evet, ve sen onu biblolarla,resimler ve kitaplarla donatmışsın; senin karın,hizmetçilerin,yüz türlü masrafın var, ve uyanıkken ve uykuda eşyalarla , olaylarla cenkleşmektesin, hiçbir zaman senin başın dinç değil. Benimki dinç! Fikir ve zeka ürünlerin , kitaplar, sanat eserleri, gazeteler senin olsun! Kahveler, gazinolar ve her zaman bana dokunan viskin senin olsun! Ben burada ormanları dolanıyorum ve çok iyiyim. Zekice sorular sormaya kalkar da beni çıkmaza sokmak istersen vereceğim cevap belki ancak şu olur: “Her şeyin başı Tanrı, ve insanlar bu sonsuz evrende yanlız ve yanlız noktacıklar ve lifçiklerdir, buna emin ol!” Hoş, sen de o kadar ileri gitmedin ya ; gitsen de sorsan: “Nedir sonsuzluk?, ben de aynı yere erişir ve cevap verirdim:”Sonsuzluk, sadece yaratılmamış zamandır, yaratılmamış zaman tamamen!” Küçük dost! Gel buraya, gelirsen cebimden bir ayna çıkarır, yüzüne bir gün ışığı düşürür ve aydınlatırım seni, küçük dost!”

Görsel: Steve McCurry

Yazar Hakkında

handegokce

handegokce

Yorum Yaz